Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
20°
Okul zili değil, Cumhuriyetin vicdanı çalıyor

Okul zili değil, Cumhuriyetin vicdanı çalıyor

YAYINLAMA:

Din; insanın vicdanında, evinde, ibadethanesinde yaşanır. Cami, kilise, havra… İnanç nerede yaşanacaksa orası bellidir. Devletin okulu ise başka bir şeydir: Okulun görevi çocukları çağın gereklerine uygun, bilimsel ve gerçek bilgilerle donatmak; özgür düşünen bireyler yetiştirmektir.

Bu kadar açık bir ilkeye rağmen, okullarda dini içeriklerin —üstelik tüm öğrencilere hitap eden zil gibi zorunlu bir uygulamayla— dayatılması kabul edilemez. Çünkü Milli Eğitim’in görevi din öğretmek değil, eğitim vermektir. Din hizmetlerini yürütmek için zaten ayrı bir kurum vardır. O halde soru basit: Neden eğitim alanı sürekli dini sembollerle şekillendirilmeye çalışılıyor?

Ramazan gibi toplumun manevi değeri yüksek bir ayın, eğitim politikalarına gerekçe yapılması da ayrıca düşündürücüdür. İnanç üzerinden siyaset yapmak, toplumun ortak değerlerini güçlendirmez; aksine kamusal alanı tartışmalı hale getirir. Çocukların zihni, siyasi ya da ideolojik hesapların aracı değildir.

Daha da önemlisi, bu tür uygulamalar farklı inançlara sahip ya da hiçbir inancı olmayan öğrencileri görünmez kılar. Devlet okulu herkesindir; hiçbir öğrenci kendini dışlanmış ya da baskı altında hissetmemelidir. Laik eğitim, işte bu yüzden Cumhuriyet’in temel direklerinden biridir.

Bugün gelinen noktada iktidarın dini referansları sıkça kullanması yeni bir durum değil. Ancak asıl sorgulanması gereken, bu tablo karşısında siyaset kurumunun bütünüyle yeterince güçlü bir duruş sergileyip sergilemediğidir. Cumhuriyetin temel ilkeleri aşınırken, sessizlik de bir tercih haline gelir. Toplumun geniş kesimleri ise haklı olarak soruyor: Bu gidişata kim “dur” diyecek?

Mesele bir ilahi, bir zil sesi ya da tek bir uygulama değildir. Mesele, kamusal eğitimin yönüdür. Çocuklarımızın geleceği; bilimin, aklın ve özgür düşüncenin rehberliğinde mi şekillenecek, yoksa ideolojik tercihlerle mi?

Cumhuriyet, kimsenin inancına karışmaz; ama devletin de inanç dayatmamasını garanti eder. Okulların görevi çocukları benzetmek değil, yetiştirmektir. Unutulmamalıdır ki güçlü toplumlar, farklılıkları bastırarak değil, eşit yurttaşlık zeminini koruyarak ayakta kalır.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız