Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen ve kentin zengin mutfak kültürünü dünyaya tanıtmayı hedefleyen Uluslararası Antalya Gastronomi Festivali (FoodFest), bu yıl beşinci kez gerçekleştirilmesi bekleniyor. Festival, 8-10 Mayıs 2026 tarihleri arasında Karaalioğlu Parkı’nda düzenlenecek. Festival öncesinde düzenlenen basın toplantısı, Antalya’nın simge mekanlarından biri olan 7 Mehmet Restaurant’ta gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan Şef Refika Birgül, Cumhuriyet’in ilk yıllarında ekonomik zorluklar Gazi Mustafa Atatürk’ün portakal üretimi üzerinden kurduğu ekonomik vizyonu sonrası Türkiye’de birçok önemli fabrikaların geçirilmesine ilişkin hikayeyi anlattı.
PORTAKALLA FABRİKA KURULDU
Konuşmasında “Her sofrayı bir hikâye” temasına vurgu yapan Refika Birgül, “Ben de bir tane, yıllar evvel derlediğim, böyle küçük küçük parçalarını hani bir yerlerden bulup derlediğim bir hikaye ile başlamak istiyorum Cumhuriyet’in kurulduğu zamanda, Osmanlı'nın o zaman bu altın bu kadar yükselmemişti ben bu hikayeyi derlediğimde, yaklaşık 400 milyar dolar borcu var. Şu anki altın. Çünkü altına çevirdim, ondan söyleyeceğim, şu an herhalde şu anki fiyatlarla 800-900 milyar dolara gelebilir. Yani borç içerisinde. Ama kendi kendine yeten bir ülke olmak için çabalayan, nüfusu da şimdikinin çok daha azı, altıda biri gibi bir nüfusta bir ülkeyken, Atatürk ne diyor? Burayla ilgili ne demiş olabilir? Bir portakal yetiştirme. Ve portakal yetiştirmesi için işte emirler veriyor, bu hikayenin bu kısmını birazcık bilirsiniz diye tahmin ediyorum. Ondan sonra da normalde kimse onun o ekime geleceğini bilmiyor. İtalya'dan fidanlar geliyor. Atatürk de geliyor. Atatürk'ün böyle çok yakışıklı, elinde portakallı bir fotoğrafı vardır, bilir misiniz o fotoğrafı? Bilenler el kaldırsın ben de bileyim kaç kişi biliyor. Az kişi. Çok yakışıklı, çok güzel bir fotoğraftır. Ve geliyor, ondan sonra o fidanların üstünde böyle bazen olur ya, şimdi çilek zamanı, sepet sepet çilek. O bir tane portakalı alıyor, böyle soyuyor, yarısını Salih Bozok'a veriyor, yiyor falan; çok hoşuna gidiyor. Ve 'Ne kadar ekilecek ya bunlar?' diye böyle soruyor. Salih Bozok da böyle bir yer gösteriyor, 'Şu kadar bir yer düşündük Paşam' diye. 'Hayır,' diyor, 'Buradan' diyor, 'gözünüzün alabildiğine yere kadar ekeceksiniz. Hatta oradan Mersin'e ve Ege'ye de ekmemiz lazım,' diyor. Salih Bozok da ne diyor? Ne demiş olabilir? Bilir misiniz? 'Emredersin' falan değil, 'Paramız yok, o kadar paramız yok,' diyor. 'Hayır,' diyor, 'Bundan sonra para sorunu olmayacak,' diyor. Atatürk ise 'Gözümüzün alabildiği kadar yere bu portakallar ekilecek, ben sana parayı halledeceğim,' diyor aslında özetiyle. Ve bundan sonra artık o kadar paraya ihtiyacımız olmayacak diyor ama daha fazlasını söylemiyor Atatürk ve bu konuda çok 'cool'. Ondan sonra, daha sonra portakal fidanları çok güzel yetişiyor. Finike'deki portakalların özellikle oranın mikroklimasında çok başka bir renk, Washington, Kıbrıs'ta da var, pek çok yerde de var ama çok başka bir hal aldığını görüyoruz ve çok özel, çok lezzetli portakallar oluyor. Ve yetişiyor, bolca bolca yetişiyor. Bolca bolca yetiştikten sonra Ruslar gelip bu portakalları almak istiyor. Burayı biliyor musunuz? Ama hani o kadar alışmamışız ki; işte kendi kendine yetecek, bir taraftan çay yetiştirmeye çalışıyoruz, bir taraftan muz. Bu portakalları isteyen var ama ne yapacağız? Bilen var mı? Bilen varsa hediyem var. Ondan sonra işte 'Kaça satalım, ne yapalım?' falan bir panik alıyor böyle herkesi. Atatürk diyor ki: 'Biz bunları parayla satmıyoruz. Biz karşılığında fabrikalar isteyelim, fabrika için makinalar ve bize asıl 'know-how'ı, yani onların işletilmesini bize öğretsinler.' Çünkü makinayı alırsın, işletme ve know-how almazsan o makina bomboş çöp olarak kalır. Ve bunun üzerine, bu portakallarla benim şu an anlatırken tüylerim diken diken oluyor. Size kurulan fabrikaları söyleyeceğim: Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, Kayseri Sümerbank Tekstil Fabrikası, İskenderun Demir Çelik Fabrikası, Şişecam'ın fabrikası (Muhtemelen Paşabahçe'deki), Aliağa Rafinerisi, Seydişehir Alüminyum Fabrikası, Oymapınar Barajı. Ve Antalyalıyız ve bu hikaye aslında hani ilkokulda okutulması gereken bir hikaye” dedi.
REFİKA BİRGÜL’ÜN KİTABI BAŞKAYA’YA
Refika Birgül, milli üretimi baltalamak için yazdırılan türküyü sorarak kitabını imzalayacağını söyledi. Birgül’ün sorusunu gazeteci Songül Başkaya, “Zeytinyağlı yiyemem” diyerek yanıtlarken, Birgül kitabını Başkaya’ya hediye etti ve imzaladı.
