Halk TV’nin İstanbul’daki merkez binasına sabahın erken saatlerinde polis ekipleri tarafından baskın düzenlenmiş, operasyon sırasında kanalın bulunduğu yol trafiğe kapatılarak gazetecilerin binaya girişine izin verilmemişti. Baskının ardından kanala kayyum atandığı ve televizyon yayınının durdurulduğu bildirilirken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı operasyonun Kanal Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu hakkında yürütülen rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlamaları kapsamındaki soruşturma dolayısıyla gerçekleştirildiğini, 17 kişi hakkında gözaltı kararı verilerek 11 kişinin gözaltına alındığını açıklamıştı. Yaşanan gelişmelerin ardından Antalya Barosu'nun sosyal medya hesapları üzerinden paylaştığı açıklamanın ilk bölümünde, demokratik toplum düzeni ve basının üstlendiği kritik denetim rolüne dikkat çekti.
"Basın Susturulamaz"
Yaşanan gelişmelerin ardından Antalya Barosu, resmi sosyal medya hesapları üzerinden ortak bir tepki metni yayımladı. "Basın Özgürlüğü ve Demokratik İrade Vazgeçilmezdir!" başlığıyla paylaşılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
"Demokratik hukuk devleti, yalnızca seçimlerin yapılmasıyla varlığını sürdüren bir yönetim biçimi değildir. Demokrasinin gerçek güvencesi; özgür basının, bağımsız ve tarafsız yargının, ifade özgürlüğünün ve yurttaşların kamu gücünü sorgulama, eleştirme ve denetleme hakkının korunmasıdır. Bu güvencelerin ortadan kaldırıldığı bir düzende seçimlerin varlığı, tek başına demokratik meşruiyetin sürekliliğini sağlamaya yetmemektedir. Başta Halk TV olmak üzere eleştirel yayın yapan ulusal ve yerel basın kuruluşlarına yönelik yayın durdurma, ekran karartma ve ağır idari yaptırım uygulamaları, yalnızca basın kuruluşlarının faaliyet alanını değil, toplumun haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkını da daraltmaktadır. Kamu gücünün eleştirilmesini engelleyen, farklı sesleri kamusal alandan uzaklaştıran her müdahale, yurttaşların özgürce kanaat oluşturabilmesinin ve demokratik denetimin önünde ciddi bir engel teşkil etmektedir."
Sistematik Hak İhlalleri ve Anayasal Haklar
Baro açıklamanın devamında ise hak ihlallerinin olağanlaştırılmasına ve Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve hürriyetlerin sınırlarına vurgu yaptı.
"Demokratik kurumların zayıflaması, çoğu zaman tek bir kararla değil, hukuka aykırılıkların olağanlaştırılması, hak ihlallerinin sıradanlaştırılması ve toplumsal itirazın giderek etkisizleştirilmesiyle gerçekleşmektedir. Basının susturulduğu, gazetecilerin yargısal ve idari yaptırımlarla karşı karşıya bırakıldığı, seçilmiş yerel yöneticiler üzerindeki müdahalelerin demokratik temsili tartışmalı hâle getirdiği, kamu kaynaklarına ilişkin iddiaların özgürce araştırılıp haberleştirilemediği bir ortamda, kamu gücünün gerçek anlamda denetlenmesinden söz edilemez. Cezasızlık algısını güçlendiren uygulamalar ile siyasal muhalefete yönelik adli süreçlerde ortaya çıkan eşitsizlik kaygıları, yargıya duyulan güveni ve hukuk devleti ilkesini yerle yeksan etmektedir. Anayasa’nın 26. ve 28. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi, ifade ve basın özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel haklara yönelik sınırlamalar ise ancak kanunla, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun biçimde gerçekleştirilebilir. Kamu düzeni ve güvenliği gerekçeleri, eleştirel düşüncenin bastırılmasına veya temel hakların özünden ortadan kaldırılmasına dayanak oluşturamaz. Hiçbir kamu makamı, hiçbir siyasi iktidar ve hiçbir yönetim anlayışı anayasal denetimin ve demokratik eleştirinin üzerinde değildir. Antalya Barosu olarak bir kez daha özgür basının susturulmasına, demokratik iradenin baskılanmasına ve hukukun siyasal mücadelelerin aracına dönüştürülmesine karşı; bağımsız yargıyı, özgür yurttaş iradesini ve demokratik hukuk devletini kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz."