“Bugünden Geleceği Tasarlamak” başlığıyla düzenlenen ANSİAD 14. Olağan Toplantısı’nda İnsan İnovasyon Tasarımcısı Arzu Kaprol, kariyer yolculuğunu ve moda dünyasındaki deneyimlerini paylaştı.
Toplantı Akra Hotel’de Gerçekleşti
ANSİAD Üyesi ve Burcu Pazarlama San. Tic. Ltd. Şti. sahibi Dr. H. Rana Demirer Çintan’ın başkanlığında düzenlenen toplantı, Antalya Akra Hotel’de akşam yemeği ile başladı. Konuk konuşmacı olarak İnsan İnovasyon Tasarımcısı Arzu Kaprol sahne aldı.
“Geçmişten Geleceğe Taşınan Hikayeler”
Kaprol konuşmasında, “Bu coğrafyanın hikâyesi hepimizin olduğu gibi benim de hikâyem. Ancak bunu sadece geçmişe bağlı kalarak değil, bugünden geleceğe taşırken hangi parametrelerle tasarlayabiliriz diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı. Yaratıcılığın mesleki kaygılarla birleştiğini, öğrencilerin en temel öğrenmesi gereken şeyin ilhamı geleceğe taşımak olduğunu vurguladı.

Zorlukları Dile Getirdi
Kaprol, herkesin bir konuda iyi olabileceğini ancak meslek söz konusu olduğunda her yönüyle iyi olmanın zorunluluğunu dile getirdi. “Bugün bana ilham geldi, gelmedi” gibi sübjektif yaklaşımların yaşam gerçekliğinden uzak olduğunu belirterek, istikrar ve kararlılıkla üretmenin önemine dikkat çekti. Kaprol, "Nasıl yaparsak bu coğrafyanın hikâyesini hepimizin olduğu gibi benim de hikâyem olarak yansıtabilirim? Ama bunu yalnızca geçmişe bağlı kalarak değil, bugünden geleceğe taşırken hangi parametrelerle tasarlayabileceğimizi düşünüyorum. Bu da mesleki kaygılarımı şekillendiren bir unsur haline geldi. Bunun başka örneklerini de bir sonraki videoda paylaşabilirim, ara ara sorular sorabilirsiniz. Mesela buradaki parmak izi fikri nereden aklıma geldi? Teknolojiyle buluşturulmuş elbiseler tasarlamak gerçekten yaratıcı bir fikir. Bunları nasıl giyiyoruz, nasıl ilham veriyor? Bu ilişkiyi anlatmak kolay değil. Ancak mesleğiniz yaratıcılık üzerine kuruluysa, öğrencilerin öğrenmesi gereken en temel şey ilhamın her an nasıl geleceğe taşınabileceğidir. Çoğu zaman mesleklerle ilgili özellikle üniversitelerde genç arkadaşlarla konuşurken kaygılardan bahsediyoruz. Günümüzde pek çok farklı alanı aynı anda yürütmek mümkün. Önemli olan, herkesin bir konuda iyi olabileceğini bilmek. Birisi kısa bir hikâye yazabilir, bir başkası kısa bir film çekebilir, yeni bir kıyafet koleksiyonu tasarlayabilir. Ancak mesleğiniz söz konusu olduğunda, onu her yönüyle iyi yapmak zorundasınız. Dolayısıyla “Bugün bana ilham geldi, gelmedi” gibi sübjektif yaklaşımlar yaşam gerçekliğinden uzaktır. Çünkü yaşam yolculuğunuzda hangi alanda olursanız olun, tıpkı kurduğunuz tüm ilişkilerde olduğu gibi her gün aynı kararlılık ve istikrarla devam etmek gerekir. Hayatın getirdikleri başarı ölçütlerinizi değiştirebilir. Başarılı zamanlar da olur, başarısızlıklar da. Ama eğer başarıdan bahsediyorsak, ona verdiğimiz önem ve özen belirleyici olur" dedi.
Defilesini Anlattı
Kaprol, "Bu noktada parmak iziyle ilgili benim dramatik bir hikayem var. Hikaye 2011 yılında İstanbul Moda Haftası’na katılmamla başlıyor. Bunun bir versiyonu YouTube’da da var, “Arzu Kartal” yazıldığında bulunabilir. Ancak bilmeyenler için burada anlatabilirim. Oldukça popüler ve dramatik bir hikaye oldu. İlk kez anlattığımda da aynı şekilde dikkat çekmişti. Hikâye, defilemi izleyemeden yaşanan bir izdihamla başlıyor. Kalabalık nedeniyle planladığımız birçok şey istediğimiz gibi gitmedi. Moda, kıyafetleri göstermekten çok daha fazlasıdır. O sistemin içinde yer alan herkes – perakende, üretim, kumaş, aksesuar – önümüzdeki altı ay boyunca yapacakları işin tanıtımını defilelerde ortaya koyar. Dünyadaki büyük markaların defileleri de kozmetik, aksesuar ve farklı alanları tanıtmak için yapılır. “Neden giyilmeyen kıyafetler yapılıyor?” sorusunun cevabı da budur. Defileler, aynı markanın pek çok ürününün satışına destek olmak için basına yönelik yapılan çalışmalardır. Bu nedenle defile organizasyonları çok büyük yatırımlar gerektirir. Bizim için de öyleydi. Los Angeles’tan gelen misafirlerin defileye katılmadan ayrılması hem büyük bir kazanç kaybı hem de yatırım kaybı oldu. Aynı zamanda bir başarısızlık olarak görüldü. Tüm bu endişelere rağmen defilemizi gerçekleştirdik. Ertesi sabah post-prodüksiyon üzerine konuşurken, o dönemdeki şirketimizle yaşanan süreçler bize moda dünyasında her ayrıntının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlattı. Akşamki izdiham nedeniyle Fransız bir beyefendi de defileye girememişti. Koleksiyonu görmek istediğini söyledi ancak kim olduğunu başta bilemedik. Sadece Paris’ten, bizim defilelerimizi izlemek için geldiğini öğrendik. Biz ise o sırada organizasyonun yoğunluğu içinde, ülkesine dönüp dönmeyeceğini bile düşünemeyecek haldeydik" dedi.
" O Kadar Şaşırtıcıydı Ki…"
Kaprol, "Beyefendi geldiğinde kimseye selam vermeden, tipik bir tavırla koleksiyonu baştan sona kırk beş dakika boyunca inceledi. En sonunda, “Sizin Paris Moda Haftası’na katılmanız lazım” dedi. O dönem otuz beş yaşlarındaydım, markaların kreatif direktörü olarak büyük bir endüstrinin parçasıydım. Dünyadaki moda sistemini artık bildiğim bir yaşa gelmiştim.Kısaca özetlemek gerekirse, dünyada farklı moda haftaları vardır. Milano’ya girmek kolaydır, ticari olarak para ödeyip yer bulabilirsiniz. Londra Moda Haftası genç tasarımcılar açısından ilgi çekicidir. Ancak dünyada yalnızca Paris Moda Haftası bir federasyon tarafından yönetilir. On bir üyesi olan bu federasyon, ciroları Türkiye’nin çok üzerinde olan şirketlerden oluşur. Resmi takvimde yer almak, dünyaya açılan kapıdır. Bunu bildiğim için beyefendiye, “Ben ülkemde başarılı sayılabilecek bir tasarımcıyım. Ancak egom, bir federasyon karşısına gidip ‘Lütfen beni kabul edin’ demeye izin vermez. Hayır cevabını almak ihtimali beni çok üzer. O yüzden teşekkür ederim ama ilgilenmiyorum” dedim. Beyefendi, “Benim kim olduğumu biliyor musunuz?” diye sordu. Biz kendi telaşımızla fark etmemiştik. Meğer Golf’ün yeni CEO’suymuş. “Sizi komiteye sunacağım ama bilin ki benim yalnızca on birde bir oyum var. Garantileyemem” dedi. Ben ise, “Tamam ama ben bunu düşünmek istemiyorum. Size görseller, kataloglar, geçmiş çalışmalarımı veririm. Sonrasında bu konuşmayı unutalım. Eğer kabul edilmezsem bana haber vermeyin. Olursa konuşuruz, olmazsa hiç yaşanmamış sayalım” dedim. O da anladığını söyledi. Çünkü kendisi de yirmi beş yıldır çalışıyordu. Ben bilinçli olarak bu konuyu unutmayı tercih ettim. Düşünmediğinizde, teklifin ne kadar ciddi olduğunu bile sorgulamayabilirsiniz. Zaten işin başında yüzlerce parçalık koleksiyonlar, büyük ciro hedefleri ve perakende organizasyonlarıyla uğraşıyorduk. O zamanlar hâlâ mektuplar alıyorduk. Masamın sol tarafında zarflar birikirdi, haftada bir onları temizlerdim. Bir gün önüme bir zarf geldi. Kağıttan yapılmış, dolma kalemle el yazısıyla yazılmıştı. Üzerinde Paris Moda Federasyonu’nun mührü vardı. Mektubu açtım, Fransızca yazılmıştı: “Sizin kabul mektubunuz. Resmi takvimde onur konuğu olarak yer almak üzere davetlisiniz. O kadar şaşırtıcıydı ki… Mektupları sakladığım yerde duruyor. Bu davet, hayatımda unutulmaz bir dönüm noktası oldu. Aylarca cüzdanımda taşıdım, nereye koyacağımı bilemedim. Neticede federasyonun belirlediği yerde ve zamanda defilenizi yapıyorsunuz. Donald Potar, bizim markamızı Paris Moda Haftası’nın kapanış gününe koymuştu. Bu şu demek: haftanın son günü, bütün büyük markaların defileleri var. Takvimde Arzu Kartal, Louis Vuitton gibi isimler yan yana yer alıyor. Defalarca başvurduk, “Yanlış anlamışsınız, son gün yapmayın, iki gün önce yapın” dedik. Ancak cevap hep aynıydı: “Takvim değişmez, burada yapacaksanız son gün yapacaksınız” dedi.
"O Markalarla Çalışmak Çok Zor"
Kaprol "O markalarla aynı gün yarışmak algı olarak çok zordu. Çünkü çok büyük bütçelerden bahsediyoruz: manken, tanıtım, organizasyon… Bizim için hayatımızdaki ilk uluslararası moda haftasıydı. Teknolojiyi kullanmayı düşündük, aksesuarlarla destekledik. Müthiş bir organizasyon oldu. Günlerce çalıştık, mankenleri hazırladık. Defile çok güzel geçti. Federasyon başkanı kulise gelip tebrik etti. “Hiç gelmezmiş, demek ki çok beğendi” dediler. Biz de Türkler olarak başardığımızı düşündük, milli duygularımız kabardı. Kutladık, ekip arkadaşlarımızla sevindik. Ertesi sabah erkenden kalktım. İnternette yeni bir haber gördüm. Kaynağı dünyanın en büyük haber ajansıydı. Moda haftasının kritik editörü, tüm defileleri değerlendirip günlük rapor yayınlıyordu. Benim defilem için yazılan raporda şu ifadeler vardı: “Türklerin gurur duyduğu tasarımcı Arzu Kartal’ın Paris başlangıcı tam bir hayal kırıklığıydı.” Okurken nefesim kesildi. Koleksiyonla ilgili hiçbir yorum yoktu. Ürünlerimle ilgili tek bir değerlendirme yoktu. Hatırladıkları tek şey “parmak izleri”ydi" dedi.