Tedbiri elden bırakınca “Bize bir şey oluveriyor”…

  • Ziya Nur Sezen

    Ziya Nur Sezen Yazı Arşivi
    10 Ağustos 2020 /   2652 Okunma

    Tedbiri elden bırakınca “Bize bir şey oluveriyor”…

    Coronavirüs’ün yayılması tüm dünyada büyük çabalarla engellenmeye uğraşılmakta. Ülkemizde de sağlık çalışanların özverili çabaları takdirin ötesinde övgüleri hak eder durumda.

     

    Hastalananların iyileşmesi için hekimler, hemşireler, hastabakıcılar ve diğer personel, aylardır zaman kavramını öteleyip, tüm güçleri ile gece gündüz demeden çalışmaktalar.

     

    Dünyanın sayılı laboratuvarları bu virüse karşı etkin olabilecek bir aşıyı araştırmakta iken ve dünyanın en gelişkininden, en geri ülkesine kadar her yerde önlemler sıkı sıkıya uygulanmaya uğraşılıp, vaka sayılarında gerileme yakalanmaya çabalanırken, ülkemizde “Bir şey olmaz ağabey” zihniyeti, her alanda olduğu gibi, bu salgında da tüm hızıyla toplum arasında yaşamakta ve ne yazık ki, sağlık çalışanlarının insanüstü çabaları sonuç vermekten uzak kalmakta.

     

    Bakınız salgının ilk dalgası büyük kentlerimizi ve dünyanın hemen tüm ülkelerini derinden vururken, Antalyamız en az vaka sayısı oluşan, ölüm sayısının toplamda üç, beşle sınırlı kaldığı kent idi.

     

    Son iki aydır, sözde kontrollü olarak yaşanan serbestlik, toplumun büyük kısmında son derece laubali bir tavrın oluşmasını sağlayarak, vaka sayılarını artırmaya başladı ve kentimizde salgının kontrol edilebilmesini engelledi. Elbette buna diğer kentlerden kontrolsüzce gelenlerin de katkısı büyük oldu.

     

    Bayram günlerindeki vurdumduymazlık sonucunda da vaka sayılarının yeniden artması kaçınılmaz olacaktır. Bu sonucu, virüsün kuluçka dönemi sonunda, birkaç gün içinde görmeye başlayacağız.

     

    Ülkemizin turizm başkenti sayılan Antalya’da, dış turizm koma halini sürdürürken, iç turizm bir miktar hareketli. Hareketli, ancak iç turizm denince başka illerden gelenlerin otelleri doldurduğu gelmesin akla. Kente akın edenler arasında ilimizde akrabası olanlar çoğunlukta.

     

    Geçtiğimiz yıllarda “turist rekoru kırıldı” dendiğinde, bu rekor sayıdaki turistin kentte yarattığı katma değer, yıllar öncesindeki miktarların yanına bile yaklaşmıyordu. Yani turizmdeki sayısal artış ile kasaya giren para arasında doğrusal bir oran oluşmuyordu son yıllarda.

     

    İçinde bulunduğumuz yıl yaşanan bu salgın nedeniyle bırakın rekoru, turistleri taşıyan uçakların yakıt paralarını bile karşılamaya yetmiyor taşınan kişi sayısı. Aynı istatistik çalışması, otellerin misafir ettikleri kişilerin konaklama için ödedikleri para, çalışanların ücretlerini ya da zorunlu genel giderleri karşılamaya yetmediğini gösteriyor.

     

    Kişisel gözlem yaptığım Manavgat’ın Titreyengöl mevkii ile Side, Evrenseki bölgelerinde otellerin, tabiri caizse ‘sinek avladığını’ gördüm. Bu mevsimde cıvıl cıvıl turist kaynayan Side’de dükkanlar siftah yapmadan kepenk indiriyorlar gün sonu. Titreyengöl mevkiinde dükkanlar sürekli kapalı.

     

    Bayramda kapılarını turistlere açan otellerin çoğunda 7 ile 15 kişi arasında misafirin olduğunu öğrenince tüylerim diken diken oldu.

     

    Kundu ve Belek otelleri biraz daha hareketli görünse de, buralarda da doluluk oranı % 40 ile 60 arasında değişiyor. Bu bölgelerde otellere Avrupa’dan gelen turistlerin önemli bir bölümünü Gurbetçi Türkler oluşturuyor. Yabancı sayısı ise, tüm Antalya’da parmakla sayılacak kadar az.

     

    Bu istatistik verileri yazarken amacım “Vah vah, şu korona belası başımıza ne dertler açtı. Memlekete turist gelmiyor, öldük, bittik” diye hayıflanmak değil, bu salgınla tez zamanda başa çıkabilmek için tedbirleri elden bırakmadan, normal yaşama dönmemizin gerekliliğini anlatmak.

     

    Bakın sevgili dostlar, yukarıda da yazdığım gibi, “Bize bir şey olmaz” saçmalığını bir kenara bırakıp, “tedbiri elden bırakınca bize çok şey oluyor”u görebilmemiz gerekiyor.

     

    Lütfen sağduyulu olmayı elden bırakmadan, geleceğimizi daha fazla karatmaya uğraşmayalım. Çünkü gerçekten hiç de istemediğimiz bir şeyler oluveriyor. Ve bunu önlemenin yolu bizim bireysel ve toplumsal davranışlarımızdan geçiyor.

     

    Sağlıklı günlerde keyifle yaşayan bir toplum olabilmek, turizm başta olmak üzere her sektörde maksimum katma değer yaratabileceğimiz güveni hem yurtiçinde, hem de yurtdışında ele güne gösterebilmekten geçiyor.

     

    Bunu sağlamak ise sadece bizim elimizde… 


Yorum Yap