Özel Günler

Suyla Oynarken Mutlaka Bir Bilene Sorun

  • Ziya Nur Sezen

    Ziya Nur Sezen Yazı Arşivi
    16 Haziran 2021 /   686 Okunma

    Suyla Oynarken Mutlaka Bir Bilene Sorun

        Boğaçayı projesi, Antalya’nın son dönemdeki en büyük baş ağrısı olarak gündemdeki yerini korumaya devam ediyor.

     

        Yeni kent yönetimi ile birlikte, geçtiğimiz iki yıldır projede frene basıldı.

     

        Frene basıldı basılmasına ama, akarsuyun denize yaklaştığı bölgede istenmeyen cinsten, suya ve çevreye zararlı sucul bitkiler geçtiğimiz iki yıl içinde üremeye başladı.

     

        Suyun akışı kesildiğinden, daha yoğun bileşimi olan Akdeniz suyu Boğaçayı’nı baskılamaya ve karaya doğru itmeye başladı.

     

        Oluşan gölet benzeri birikim, bahsettiğim sucul bitkilerin ve daha nice bakteriyel oluşumların hareket edemeyen suyun içinde üremesine ve kötü kokular başta olmak üzere pek çok olumsuzluğun bölgede etkin olmasına neden oldu.

     

        Bu durumun giderilmesi için ilgili meslek odalarından temsilciler çareler üretmeye uğraşıyorlar bildiğim kadarıyla…

     

        Kentimizde basit bir akarsuyun akış debisiyle oynandığında bile bu kadar kısa sürede nice olumsuzlukların yaşanmaya başladığı düşünüldüğünde, Ülkenin bir başka gözbebeği bölgesi olan İstanbul’un Avrupa yakasında yapılması planlanan Kanal İstanbul’un bölgeye neler getireceğini kestirmek zor olmasa gerek.

     

        Üstelik son günlerde Marmara Denizi’nde başlayan Müsilaj felaketinin gerçek nedenleri bir bilene sorulmamış, araştırılmamış, bu oluşumdan da ders alınmamış gözüküyor.

     

        Müsilaj oluşumunun nedenlerini atık birikiminde aramak işin en kolay ve doğal yolu.

     

        Ama sanayi ve evsel atıkların Marmara’ya sorumsuzca bırakılması yeni bir iş mi?

     

        Elbette hayır. Onlarca yıldır bu iş sürüp gitmekte. Bursa, İzmit, İstanbul üçgeninde yerleşik sanayi tesisleri ki aralarında rafineri bile var, atıklarını Marmara Denizi’ne boşaltırlar.

     

        Peki neden bunca yıl bu çöp tenekesi muamelesi gören denizimizde müsilaj denen oluşum hiç bu kadar etkili olarak ortaya çıkmadı?

     

        Nedenini iki gün önce bir bilim insanı açıkladı. Prof.Dr. Naci Görür hoca şunları söyledi…

     

        “Marmara Denizi’nin dip topografyası değiştirildi ve buna bağlı olarak dip akıntıları, üst akıntılar yok oldu. Marmara Denizi’nin Adaların güney tarafında bulunan derin çukurluğu yok edildi. Bu çukur bölge Karadeniz’den gelen üst akıntı ile Ege tarafından gelen dip akıntının hemhâb olarak bir regülatör halinde Marmara’nın suyunu temizlediği bir noktaydı. İstanbul’a yapılan Avrasya Tüneli, Marmaray Tüneli, Yavuz Sultan Selim Köprüsü ayak hafriyatlarından çıkan toprak ve diğer maddeler bu çukurluğa dolduruldu. Bu dolum nedeniyle adını ettiğimiz çukurluk son birkaç yıldır vazife görmez hale geldi ve bu müsilaj belası Marmara’yı sardı.”

     

        Şimdi bu alana, yani Marmara’nın ortasına Kanal İstanbul hafriyatını da dökecekler. Orada bir yeni yapay ada oluşacağı da söylenmekte. Hal böyle olursa bu denizimizin ve illa ki etkilenecek olan diğer denizlerimizin halleri ne olacak?

     

        Ciddi bir projeye adım atarken, ciddi sonuçları da hesap etmek gerekmez mi? Yani sağlam bir fizibilite raporu istenmez mi uzmanlardan.

     

        Bir beyefendi de açıklama yaptı önceki günlerde: Efendim Karadeniz’in suyu Kanal İstanbul’dan geçip, Marmara’ya hızla akacak, bu akıntı da müsilajı temizleyecekmiş.

     

        El insaf beyefendi. Denizlerdeki akıntılar doğanın kurduğu dengelerle oluşur ve bin yıllar içinde kendilerine yol bulup akarlar. Kanal yaparak oluşturulacak yapay akıntılar ki oluşacağı hiçbir bilim adamınca söylenmemiştir, denizleri temizlemez. Olsa olsa yeni kirlilik ve istenmeyen çevresel kirlilik ve istenmeyen oluşumlara neden olur.

     

        Dünyadaki tüm yapay kanallar açılmadan önce, bilim adamları etraflıca çalışmalar yapmış, doğanın dengeleri üzerine sayfalarca raporlar hazırlamışlar, sonunda da bu rapor ve görüşler doğrultusunda o kanallar açılmıştır.

     

        Süveyş kanalından tutun, Panama kanalına kadar, yapım teknikleri farklılıklar göstermiştir kanalların. Bunlar keyif için böyle farklı yapılmamışlardır. Her şey doğal dengelere bağlıdır. Bu dengeler korunmazsa yapılan iş çöpe gider. Zararı biz insanlara kalır.

     

        Burada çalışmaları, araştırmaları, kanalların yapım nedenlerini, tekniklerini uzun uzadıya yazacak yer yok. Basit bir örnek vererek bitireyim.

     

        Mesela, gemiler niçin Süveyş’ten düz bir kanalda ilerleyerek geçerler de, Atlas ve Pasifik Okyanusları arasında, Panama Kanalı’nı havuzdan havuza aktarılarak kat ederler?

     

        Suyla oynarken mutlaka bir bilene sorun. Ya da Lütfen merak edip, hiç değilse bir iki ansiklopedi karıştırın. Ya da Google amcaya bir soruverin be kardeşim.


Yorum Yap