MELTEM'DE SIKINTILI SÜREÇ

  • ZİYA NUR SEZEN

    ZİYA NUR SEZEN Yazı Arşivi
    15 Eylül 2018 /   2316 Okunma

    MELTEM'DE SIKINTILI SÜREÇ

    Yıllardır Antalyamızın kanayan yarasıdır 100. Yıl Bulvarı’nın batı ucunda yer alan o kocaman yapı adası. Plan şartrları ile oynandı, mahkemelik oldu, sonunda bir bölümüne 33 bin kişilik stad, bir bölümüne de 10 bin kişilik spor salonu yapıldı, plan şartları yerine getirilmiş oldu hesapça... Ama alan o kadar büyük ki, hala yapılaşmamış bir bölüm var ve bu bölüm de günümüzde TOKİ eliyle yapılan planlamalar sonucu yapılaşacak. Bakalım bu konuyu kimler takipte ve kimler elini taşın altına koyup, konuyu yargı boyutunda takip edecek ve hangi mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verecek?

     

    Bundan yıllar öncesi idi, kent iktidarında gene AKP’li Menderes Türel vardı. Menderes Bey BŞB meclisinde bu alanın plan koşullarını değiştirebilmek için epey ter dökmüş, imar planında sportif amaçlı rekreatif alan olarak ayrılmış bu koskoca adanın 40 bin metrekarelik bölümünü konut ve ticari amaçlı yapılaşmaya açmak üzere plan tadilatını belediye meclisinden geçirmişti. Ancak Sayın Türel ve AKP’nin çok istediği bu plan tadilatı, sivil toplum kuruluşlarının tepkileri ile Antalya gündemine taşınmış, Antalya Barosu önceki başkanlarından, dönemin belediye meclis üyesi Av. Cengizhan Gököz’ün açtığı dava ile iptal edilerek uygulama şansı bulunamadan rafa kalkmıştı. Sonraki seçimde Mustafa Akaydın Hoca işbaşına geldi ve bu alanda yapılaşma üzerine hatalar yapılmaya devam etti. Bu dönemde de yapılan hatalar sonucu Antalya BŞB ilk dönemde yükleniciliği almış olan, ancak mahkeme kararıyla uygulama durdurulunca açıkta kalan firma ile mahkemelik oldu, sürecin hatalı yönetilmesi sonucu da aslında sözleşmede ‘teknik ve hukuki olarak proje iptal edildiğinde belediyeye bir tazminat hükmü doğmayacağı’ maddesi olmasına rağmen, yükleniciye sulh yoluyla 30 milyon TL tazminat ödemek zorunda kaldı. Kısaca Antalya halkı bu alan için bir de tazminat ödedi. Yani sıkıntıların bir ayağında da CHP’li Akaydın Hoca’nın hatalı kent yönetimi yer alıyor.

     

    Sonraki yıllarda (2016) plan şartlarına uygun olarak bu alanın bir bölümüne sportif tesisler inşa edildi. Ancak Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafındaki o meşhur 40 dönümlük bölüm boş bırakıldı. Hepimiz merakla burada ne yapılacak acaba diye beklerken, alan plan tadilatı ile turizm, ticari alan lejandına sahip oldu ve bu amaçla kullanılmak üzere iki kez ihaleye çıkıldı. Ancak bu ihalelerde talip çıkmayınca, arsanın kenarına bu bölümün TOKİ eliyle değerlendirileceği yazılı bir tabela konuldu. Antalya’daki her şeyi kalıbına uydurup, bir şekilde rantiyecilere fırsat tanıyan kent yönetimi, bu kez de formülü buldu ve pek çok denetleme şartından muaf olan TOKİ’ye bu alan verilerek, istedikleri ticari ağırlıklı, turizmt projesini gerçekleştirme yoluna gidildi.

     

    Şimdi kentimizin konu ile ilgili meslek odalarına, sivil toplum kuruluşlarına, belediye meclis üyelerine ve doğrudan Antalya halkına önemli bir görev düşüyor. Elbette demokratik yollardan, bu projenin hayata geçirilmesine karşı çıkılmalı, kentimize yarardan çok zarar getirecek böyle bir projenin negatif tarafları üzerinde yoğunlaşılarak, idare bu tasarruftan vazgeçirilmelidir. Aynı zamanda da kente gönül vermiş, pek çoğu siyasi yelpazede çeşitli görevlerde bulunmuş ve bulunmakta olan  hukukçularımızın da yasaların açıklarına sığınılarak yapılacak olan bu uygulamanın durdurulması için kamuyu ve çevreyi koruyan yasa maddeleri üzerinden bu uygulamanın durdurulması için üzerlerine düşeni yapmaları gerekmekte. Aslında çok farklı bir biçimde lokal olarak kullanılabilecek spor alanları ve bir yeşil alan olarak kullanılması amacıyla 1/25000 ölçekli plana işlenmiş bu yapı adasına ulusal ve uluslararası müsabakalar oynanabilecek iki spor tesisi yapılması ile oluşan trafik yükü ile Meltem Mahallesi’nin tamamını ve Bahçelievler Mahallesi’nin önemli bir bölümünü etkileyen otopark sorunu bile bu tarz yapılaşmanın anlamsızlığını ve kent bağlamındaki sıkıntıları ortaya koymakta. İlave olarak bu yapılaşmanın getireceği ek zararlara da şöyle bir bakarsak bu projenin neden gerçekleştirilmemesi gerektiği daha iyi anlaşılır kanısındayım.

     

    Oluşturulacak ticari yapılaşma ve turizm tesisleri (herhalde otel kastedilmekte) trafik yoğunluğunu ve otopark sorununu misliyle katlayacaktır. Sayın Menderes Türel’in “Biz Falez Otel köşesini, altındaki battı-çıktı geçitle birlikte buranın trafik yükünü çözmek için yıllar önce planladık ve yaptık” demesi çok anlam ifade etmemekte, o kavşak ne yazık ki bugün bile en azından stadyumda maç olduğu günler büyük bir sıkışıklığa sahne olmaktadır. Gelecekteki yükü nasıl kaldırır bilemem.

     

    İnşaası büyük çapta biten Eğitim ve Araştırma Hastanesi ek binalarının getirdiği ek trafik yükü ile bu yapılaşmanın getireceği ek yük birleştiğinde,  Perşembe günleri kurulan Meltem Semt Pazarı’nın yarattığı keşmekeş göz önündeyken, Tarık Akıltopu Caddesi’nin trafiğinin ne hale geleceğini düşünmek bile akıllara zarar bir durum olacaktır.

     

    Daha yazacak çok negatif durum var ama yerimiz bu kadar. Dahasını gelecek haftalarda takip edip, yazacağım.

     

    Bence her şeyin başında bu yapı adası üzerinde spor alanları inşa edilmiş ve iyi kötü amacına uygun bir sistem kurulmuşken, 40 bin metrekarelik bölüme de bir yüzme havuzu, bir buz hokeyi (ülkemizde büyük gelişme kaydeden bir spor branşıdır) sahası ve bir de çok amaçlı spor salonu (voleybol, hentbol salonları içeren) inşa edilmeli, kentimizin ihtiyacı olan spor tesislerinin en azından önemli bir bölümünün bu alanda toplu olarak yer alması sağlanmalıdır. Çevresindeki parklarla birlikte bu alan, genç, yaşlı Antalyalıların hafta sonu buluşma noktası haline getirilebilir ve böylece Işıklar’daki yok edilen Atatürk Spor Salonu’nun havası bu alanda yeniden yaşam bulabilir. Ya da bu alan bir afet anında halkın toplanma noktalarından biri olarak da kullanılmak üzere düzenlenemez mi? Antalyamızın son dönemde yaşadığı orta ölçekli depremler sonrasında iki gündür bilim adamları daha büyük bir deprem beklentisinden söz etmeye başlamışlardır. Böyle bir afet durumunda halkın sağlıklı bir biçimde toplanacağı bir alana şiddetle ihtiyaç olacaktır. Bu alana devasa gökdelen dikip, kentin silüetini bozmak yerine daha akılcı davranıp, bu alanı içinde afet toplanma bölümünün de var olacağı bir kompleks olarak planlamak ve böylece dünya kenti olduğunu defaten vurguladığımız Antalyamızı gerçekten uygarlığın gereklerini yerine getirmiş bir kent olarak dünyaya sunamaz mıyız! Her şey illa ki ranta mı kurban edilmek zorunda!

     

     


Yorum Yap