AÇIK DENİZLERE DOĞRU –2-

  • Gürkut Acar

    Gürkut Acar Yazı Arşivi
    3 Nisan 2020 /   1260 Okunma

    AÇIK DENİZLERE DOĞRU –2-

    Koronavirüsün dünyayı sardığı bir dönemde dış politikanın bir önemi kaldı mı? Bu gözle görülmeyen düşmanın dünyayı tehdidi geçtikten sonra nasıl bir dünya düzeni olacak? Bütün bilim dışı safsataların gerçek yüzünü ortaya koyan bu olaydan sonra “din ile aldatan”, “Allah ile aldatan” “Kur’an ile aldatan”ların ülkemizdeki saltanatı sürecek mi? Cahil cesaretiyle ülkemizdeki tüm Cumhuriyet birikimlerini satıp yandaşlarına ve kendi ceplerine atanların kaynaklarımızı kuruttukları, devlet kasasında beş para bırakmadıklarını anladık mı?

    Bu salgının eve kapattığı her insanın kendi ülkesinin ve dünyanın nereye doğru gideceğini düşünecek bol bol vakti var. Bizim aklımıza gelen sorular bunlar. Yine de artık önemini kaybetmiş gibi görünen dış politikaya bakmakta yarar var.

    Dış Politikamızda yıllarca deneyden geçen, her biri ana dili gibi en az iki dil bilen Dışişleri kadrolarımızı, büyükelçilerimizi “monşerler” diyerek aşağıladığımız günlerden bu yana dış politikamız “islâm ülkelerinin lideri olmak” savından “Sünni Müslümanların lideri olmak” savına doğru inerek; mezhepçi bir çizgiye oturdu.

    Bunun bedeli bütün dünya ile ilişkilerimizin bozulması ve Müslüman dünyasında da bir küçük devletçik hariç tüm Müslüman âleminden soyutlanma şeklinde sonuçlandı. Bu yanlış dış politikanın daha ağır bedeli de şehit cenazeleri olarak sayısını unuttuğumuz yüzlerce gencimizin baba evlerine tabut içinde dönmeleri oldu.

    Şimdi Türkiye’ye yeni bir rota çizmek gerekiyor. “Coğrafya bir ülkenin kaderini belirler. Siyaset ise bu yazgının değiştirilmesi için uygun yol ve yöntemleri arar. Coğrafya ile siyaset arasındaki köprüyü ise Jeopolitik kurar” diyor Soner Polat. “Batıda devlet adamlarından iki konuyu çok iyi bilmeleri beklenir. Bunlardan birincisi jeopolitik, ikincisi felsefedir. Doğuda ise bu iki konuya fazla önem verilmez! Bu nedenle, Batı genellikle kazanır; Doğu çoğunlukla kaybeder!”…

    “Anadolu’da 1071’den sonra ağırlıklarını hissettiren Türkler, sadece dokuz yıl sonra, 1080’de Emir Çaka Bey (ölümü 1092) öncülüğünde 50 gemiden oluşan bir filoyla Ege’nin sıcak ve mavi sularına açılıyor. 1090 yılında Sakız kanalında Bizans donanmasına karşı Koyun Adaları Deniz Savaşı’na girişiyor ve bu savaşı kazanıyor.

    Coğrafya, hiçbir denizcilik deneyimi ve birikimi olmayan bir toplumu, 10-20 yıl gibi kısa bir süre içinde adeta zorla mavi enginliklere yöneltiyor. Emir Çaka Bey, Türklerin çok kısa denizcilik geçmişine rağmen, İzmir Körfezi’ni kuzeyden ve güneyden kuşatan Midilli ve Sakız adaları rakip güçlerin elindeyken İzmir Beyliği’nin uzun süre ayakta kalamayacağını değerlendiriyor. Coğrafyanın yarattığı sınırlamaları ortadan kaldırmaya çalışıyor. İşte jeopolitik budur” (Türkiye İçin Jeopolitik Rota” Amiral Soner Polat’).

    “Türkiye Avrupa Birliği kapasında bekletilirken, dünya üzerinde seçenek üretmekten mahrum bırakılmakta, yavaş ama kararlı adımlarla bölünme sürecine sürüklenmektedir. Türkiye, Avrupa-Atlantik ittifakının sadık bir müttefiki olarak görüldüğünden, dünyanın diğer ülkeleri tarafından dışlanmaktadır. Türkiye tehlikeli bir yalnızlığa doğru sürüklenmektedir. Batı, düşmanca hareketlerini aleni hale getirdiği gün, Türkiye, tüm dünyada destek alabileceği tek bir ülke bile bulamaycaktır.” (AGE.S.161)

    “Şurası açıktır ki, Türkiye günün birinde kendi milli menfaatleri için bir savaşa girecekse, karşısındaki güç bir batı ülkesi veya bir Batı ittifakı olacaktır. Türkiye’nin iç sorunları da Batı kaynaklı olduğundan, Türkiye, Batı’dan kaynaklanan tehlike, risk ve tehditlere göre milli güç unsurlarını örgütlemek zorundadır”(AGE.s.179).

    “Irak’la ilişkileri kriz durumuna sokarak bu ülkede PKK terör örgütünü besleyip büyüten, Barzani’yi palazlandıran ve Türkmen soydaşlarımızı paramparça eden ABD’yle hem de stratejik işbirliği yapmak ne jeopolitik yasalarla ne de siyaset ilmiyle açıklanabilir bir olgu değildir.”(AGE.S.213)

    “Suriye, Türkiye’yi Afrika’ya bağlayan köprüdür… Jeopolitiğin kırıntısından bile haberi olan bir kimse, Suriye’nin Türkiye için yaşamsal önemini derhal kavrar... Mısır Firavunu II. Ramses’in (MÖ 1302-1212) Hitit Kralı III. Hattuşili (MÖ 1267-1237) ile yaptığı savaşın nedeni Suriye’dir”…”Önemli olan, iki ülkenin yüksek menfaatlerinin çakışmasıdır. Batı önce kışkırtarak, sonra korku salarak mezhepsel kamplar yaratır; daha sonra askeri güçlerini bölgeye kalıcı olarak yerleştirmek için fırsatlar kollar. Bölge dışı bir gücün bölgedeki askeri varlığı, bölge jeopolitik denklemlerine indirilmiş bir hançerdir.” (AGE.214-215)

    “Arkamızda –başta Çin ve Rusya olmak üzere- Avrasya güçleri olsaydı, Kıbrıs’ta tüm bu olumsuz gelişmeleri yaşar mıydık? KKTC’yi hâlihazırda Türkiye’den başka tanıyan devlet yok! Eğer Batı kulübünde yer almasaydık, şimdiye kadar en az 20 ülke KKTC’yi tanımış olurdu”

    “NATO hem Türkiye hem de TSK için bir yanılsamadır. Tıpkı işçinin hem kendisine hem de ürününe yabancılaşması gibi. NATO’da kaldıkça, farkında olmadan hem ülkemizden hem de ülkemizin çıkarlarından uzaklaşırız. Modern ülkelerin askeri güçlerinin asıl kaynağı, savunma sanayii yatırımları ve bu alandaki Pazar paylarıdır. Silahı ve sistemi üretebilen bir birikiminiz yoksa, satın almayla ulaşabileceğiniz gücün sınırları olduğunu kabul etmelisiniz”. (AGE s.228-229)

    “İsrail ve Kıbrıslı Rumlar, Doğu Akdeniz’de arkalarına ABD ve AB’yi de alarak doğalgaza sahiplenmenin keyfini sürüyorlar. Ege’deki tartışmalı ada ve adacıklarda Yunanistan’ın devlet uygulamaları tam gaz devam ediyor. Bu ahval ve şerait içinde, deniz haydutluğuyla mücadele etmek üzere büyük masraflara girerek Afrika’nın batısında bulunan Gine Körferzi’ne çok sayıda gemi göndermeye başladık. Türkiye’yi yönelik deniz ulaştırma hatlarının bu bölgeden geçmediğini bilmem söylemeye gerek var mı?”…”Yabancılaşma, kişininin kendisini, çevresini ve dünyayı onu denetleyen kişinin gözüyle algılamasıdır”..

    …Batı’nın sebep olduğu kötülükler ansiklopedilere sığmayacak kadar çoktur. Yapılması gereken, toplumsal hafızayı güçlendirmektir. Aynen onların yaptığı gibi, tarihsel bir belleğe sahip olmalı, Batı’nın hem Türklere hem de tüm insanlığa yapmış olduğu kötülükleri unutmamalıyız. Ayrıca bu belleğin gelecek nesillere intikali için de çalışmalar yapmalıyız.” (AGE s.249)

    O’nun son sözüyle bitirelim yazımızı; Türkiye’de bu büyük değişim ve dönüşümü gerçekleştirmek için bütün koşullar oluşmuştur. Dış güçler ve onların içimizdeki bilinçli ya da bilinçsiz temsilcileri coğrafyanın dayattığı bu dönüşümü uzun süre erteleyemezler.


Yorum Yap