O YILLAR…

  • Konuk / Cengizhan Gököz

    Konuk / Cengizhan Gököz Yazı Arşivi
    17 Mayıs 2019 /   2550 Okunma

    O YILLAR…

    Oktay Ekşi’yi tanır mısınız?

    1932 yılında Ordu ilinin Mesudiye İlçesinde doğdu, 19 yaşında gazeteciliğe başladı, 1967’de Ankara Hukuk Fakültesinden mezun oldu. 1974’te Hürriyet Gazetesi Başyazarı oldu. 1983’te SODEP kurucusu oldu. 1985’ten itibaren tekrar Hürriyet Gazetesi Başyazarı olarak görev yaptı.

    2010 yılında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ben böyle gazeteciliğe savaş ilan ederim, göreceksiniz” diyerek gösterdiği aşırı tepki üzerine, 2010 yılında yıllarını verdiği gazetesinden istifa etti.

    2011’de CHP Milletvekili oldu, birlikte dört yıl vatan görevi yaptık.

    Milletvekilliği sona erdikten sonra gazetecilikte geçen yıllarını anlattığı bir kitap yazdı: O Yıllar…

    Oktay Ekşi’nin gazetecilikteki ilk yıllarını anlatan bu kitabı dün okuyup bitirdim. Size izlenimlerimi sunmayı bir görev sayıyorum.

    Her biyografi (yaşam öyküsü) bize (okuyucuya) sunulmuş bir ömürdür. Kaç biyografi okursak o kadar ömrü yaşamış oluruz.

    1950 yılında ben iki yaşında bir çocuktum. Oktay Ekşi bu kitabıyla çocukluğumda geçen birçok siyasal ve sosyal olayı bir kesit halinde gazetecilik mesleğinde yaşadıklarıyla, fotoğraflarla akıcı şekilde aktarıyor.

    “Tarih tekerrürden ibarettir” diyor bir atasözü..bunu en çok da bu anılar gösteriyor. Demokrat Parti (DP)’nin radyo ve basın üzerindeki baskıları, gazetecilerin tutuklanmaları, haksız olarak mahkûm edilmeleri, iktidarın “güç zehirlenmesine” uğraması, ekonominin giderek bozulması, emperyalist ülkelerin iktidarı kullanmaları vb. sanki bugün aynen yaşadığımız olayların daha önce görülmüş benzerleridir.

    Örneğin;

    Sonun başlangıcı:

    Demokrat Parti Büyük Kongresi yapılmış, parti yönetimi Menderes’in önerdiği isimlerden oluşmuş, dışarıdan bakınca her şey yerli yerine oturmuştu. Oysa gerçekte DP’nin içi fokur fokur kaynıyordu. (Bugün de hoşnutsuzların AKP dışında bir parti kurma girişimlerini dikkatinize sunarım. GA)

    Menderes’in “basının görevini özgürce yapmasına engel olmayacak” diyerek çıkardığı 6334 sayılı yasanın ardından gazetecilere hapishane kapıları açılmıştı.(Bugün de dünyada en çok tutuklu gazetecinin bulunduğu ülkeler arasında olduğumuzu dikkatinize sunarım. GA)

    6-7 Eylül Olayları’nın hükümetin bilgisi ve direktifiyle düzenlendiği ancak kontrol edilemez hale dönüştüğü genellikle biliniyor ama söylenmiyordu. ( Bugün de AKP iktidarına karşı yapılan askeri darbe girişiminin “kontrollü darbe” olduğu söylenmektedir. GA).

    ‘İspat hakkı’nın kabul edilmemesi, ‘hırsızların korunduğu’ şüphesini büyütüyor, bu da huzursuzluğa yol açıyordu. (Bugün de AKP’li bakanların karıştığı 17-25 Aralık yolsuzlukları ve son olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını Ekrem İmamoğlu’nun kazanmasından sonra bir takım tarikat ve cemaatlere milyarlarca liranın aktarıldığının ortaya çıkmasının yarattığı büyük huzursuzluğu dikkatlerinize sunarım. GA)

    Kırşehir Kanunu kimsenin kabul edemediği bir büyük ayıp olarak ortada duruyordu. (Oslo Mutabakatını, Habur Rezaletini, hatırlayın(GA)

    Menderes’in giderek ‘tek adam’ olması, kendisinden ve onu bu noktaya sürükleyen yakın çevresinden başka kimseyi memnun etmiyordu. (Bugün artık milletvekillerinden oluşmayan bir hükümetin bakanlarının milletvekillerini ve TBMM’ni devre dışı bıraktıklarını görmekteyiz…(GA)

    En önemlisi… Ekonomi bozulmuştu. Merkez Bankası’nın döviz rezervleri erimişti. İki yıl öncesinin ‘ithalat cenneti’ Türkiye gitmiş, yerine öğrencilerin kurşunkalem, mürekkep bile bulamadığı bir Türkiye gelmişti.” (Sayfa:189)

    Türkiye’de siyaset ve medya diline “halkın gerçekleri öğrenme hakkı” kavramını getiren, siyasi partilerin ve adayların seçimlerde kullandıkları parasal kaynaklarla masrafların kamuoyuna açıklanması ve sınırlandırılması önerisini ilk kez gündeme sokan, gazetecilik haber dilini değiştiren ve “miştir”li bitişten kurtarıp “di”li bitişe çeviren ilk uygulamayı başlatan, Gazetecilik Basın Konseyi’ni kuran 23 yıl başkanlığını yapan, ailesinin yerleşim yeri olan Aşağı Gökçe köyünde herkesin yararlanmasına açık 20.150 kitaplı “Fatma-Hüseyin Ekşi Kütüphanesi”ni kuran Oktay Ekşi’nin bu kitabını okursanız çok şey kazanacaksınız.

    Benim de Aşağı Gökçe Köyü Kütüphanesine bağışladığım 100 adet kitap nedeniyle adım pirinç levhaya yazılarak kütüphane kapısının yanına çakılmıştır. Bununla onur duyuyorum.

    Sevgili Ağabeyim Oktay Ekşi’den anılarının bundan sonrasını da bekliyoruz. Kendisine sağlık ve uzun ömürler dilerken yaşamının diğer kısmını topluma aktarmasının bir borç olduğunu düşünüyorum. Tıpkı Mahdumkulu Firaki’nin dediği gibi:

    Mahdumkulu söyle her ne bilenin

    Kendine kemlik bil sözsüz ölenin

    Sözü süsle, haykır akla gelenin

    Senden sonrakilere yadigâr olur…

     

     


Yorum Yap