Özel Günler

Siyasetin vefası ile sefası

  • İbrahim Uysal

    İbrahim Uysal Yazı Arşivi
    7 Mayıs 2021 /   776 Okunma

    Siyasetin vefası ile sefası

    Geçen günlerin birinde, hani masal gibi olacak ama "evvel zaman içinde, kalbur saman saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben ninemin beşiğini sallar iken" diyeceğim ama o kadar da değil, alt tarafı covıd-19'un son yasaklarından önce, arkadaşlar ile sosyal mesafeli Çankaya'nın "Zafer, Lozan,  İnönü Parklarında maskelerle yürüdük, sosyal mesafeli oturup, çimlerin üstünde de kahvelerimizi yudumladık!

    Hava güneşli olunca genci, yaşlısı, yanındakini eğlendireni, köpeğini gezdireni, kitabını okuyanı ne ararsanız vardı.

    Ortamda, havalar tam Orhan Velilikti. Bugün olsaydı İstanbul'da değil de burada yazardı: "Beni bu güzel havalar mahvetti, böyle havada istifa ettim, evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, böyle havada âşık oldum, eve ekmekle tuz götürmeyi, böyle havalarda unuttum, şiir yazma hastalığım, hep böyle havalarda nüksetti; beni bu güzel havalar mahvetti" diyen dizeleri.

    Her neyse, bilinir böyle durumlarda "laf lafı açar, laf da ne denk gelirse onu açar!"

    Ülkeden sorunlar diz boyu. Hele bu uluslararası salgın ile ne evlerden, ne de işin içinden çıkılabiliyor.

    İktidara yakın arkadaşların kaygısı yanlış kişi ve öncelikler ile halkın eskisi gibi toleranslı olmadığı ve iktidarlarını kaybetme olasılıklarının artık yavaş yavaş görünmeye başladığı yönündeydi.

    Ama bir umutları vardı, "reis" ne eder eder bir yolunu bulur, bu "içinden çıkılmaz" sanılan durumun da içinden çıkar, yönündeydi.

    Eh yani olanlara bakınca da, hak vermemek elde değildi.

    Bizim muhalefet yanlısı arkadaşlara gelince işler biraz karışıktı. Memnun olanı da vardı, olmayanı da. Birçok yerde, özellikle CHP'li arkadaşların sorun ve şikâyetleri, partilerinin "herkesi mutlu edeceğim" derken, yıllardır yükünü çektikleri partilerinin yereldeki belediye,  Ankara'daki, genel merkez yöneticilerinin, genel başkan dışındakilerin, kendileri ile ilgili bir dertlenin olmadığı yönündeydi.

    Yıllar sonra yerel yönetimler alınmış ama yönetimin teknik ve bürokratik deneyimlerine sahip kadrolarına sahip olunamamıştı.

    Genel iktidarının yolunu açacak, yerelde ki kadrolara da bir görev ve sorumluluk verilmemesi; çok şeyim "eski hamam, eski tas" durumunun sürmesi ve yaratacağı sorunlardı.

    Arkadaşlardan iktidar ilişkili olanların bir umutları vardı. "Reis ne eder eder, bir yolunu bulurdu!”

    Mevcut hükümette ve yerel yönetimlerde birkaç yıl öncesine kadar söz sahibi olmuş çoğu kişinin, bugün de kendilerinden "akşamın, sabahın soruluyor olmasından" mutlu olmaları kadar doğal bir şey yoktu.

    CHP’lilere gelince, durum biraz karışıktı. Genel Merkez'de birkaç tanıdığı olanlar, ucundan kıyısından olsa da dertlerini birilerine anlatabiliyor ve sorumluluk yüklenebiliyorlardı.

    O kadar eğitim almış, birçok yerde yönetim ve proje uygulama deneyimleri olanların sıkıntıları ise bugüne ilişkin değildi.

    Yıllar önceki, "abuk-sabuk bir olaydan" yaratılan, adına da "yolsuzluk" denilen süreç ile yıllardır iktidar yüzü görememelerinin bu kez de, "el, elin eşeğini türkü söyleyerek arar" misali, sağ iktidarların mevcut "CHP’li belediye" sayılan ve sanılan yerlerdeki yanlışlarının, üç gün sonra CHP'ye yüklenecek olmasından idi.

    Çoğu kişi görmese de, işi bilenlerin kaygıları, "yiyip, içip sofrayı kaldırmadan, kıçlarını silkeleyip, sofradan kalkıp gitmeleri" idi.

    Yıllardır emek verdikleri partilerinin ve birçok yerde yerel yöneticilerinin, "akşamı, sabahı" kendilerine değil de, mevcut düzenin adamlarına sormaları ve onlarla birlikte olmalarıydı.

    Haklı oldukları konu ise şu idi.

    Hani eskiler derler ya: "Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır" diye. Her partinin de hedef aldığı, sosyal ve siyasal bir hedef kitlesi ve uygulayacağı politikaları vardır.

    Partilerin bu süreçleri "partili" fakat "partici" olmayan yönetici ve emekçileri ile götürmesi en doğru olan idi.

    Tamam, bir toplumda herkes ile barış içinde yaşamak gerekir, hatta bu olmazsa olmazdır ama nasıl bu şartlarda yaşam biçimleri ve öncelikleri farklı ise, düşünce tarzları ve ürünleri de farklıdır.

    Birleri habire, "imam-hatipler", birileri de "endüstri meslek, teknik liseler" açılsın derken öncelikleri farklı ise, iş yapışları da farklıdır.

    Görünen o ki, CHP tabanın, seçmeninin, umut bağlayanının her türlü şartlar lehlerine olmalarına karşın, uygulamalarda ki yanlışlıklar yüzünden, gittikçe umutları da sönüyordu.

    Sanayide, fabrikalarda üretim bandı için bir söz vardır. "input, output" diye. Yani, ne girerse, o çıkar"!

    O yüzden de işler böyle sürse de, sürmese de bir mutsuzluk var. Sebebi ise; "kırk yıllık kani, olur mu hani" diye. Sözün anlamı ise; "kani"nin Müslüman, "yani"nin de Hristiyan özel adı olmasıdır.

    Bütün bunları yazdıktan sonra da bir ağırlık çöktü içime. Dilime de, Pir Sultan Abdal'ın "nasıl yar diyeyim ben böyle yâre, ben böyle yâre, mecnun edip çöle saldıktan sonra, alemin bağında bülbüller öter, nidem benim gülüm solduktan sonra, coşkun sular gibi çağlamayan yar, gönlünü gönlüme bağlamayan yar, benim bu halime ağlamayan yar, daha ağlamasın öldükten sonra" dizeleri takıldı.

    Geçen günkü güneşli havada, çimenlerin üstünde oturup kahve içtikten sonra, olanlar ile ilgili bunları düşündüm.

    Bu durum ise, bir yanı Akdeniz'in mavi suları, bir yanı da karlı Toros dağları, portakal çiçekleri arasında olmak ile elbette ki kıyaslanamaz.

    Eee Orhan Veli ile dükkanı açınca bari onun ile kapatalım: "Uzanıp yatıvermiş, sere serpe, entarisi sıyrılmış, hafiften,  kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor, bir eliyle de göğsünü tutmuş, içinde kötülüğü yok, biliyorum, yok, benim de yok ama... olmaz ki! böyle de yatılmaz ki!"

    Değil mi, yerelde böyle bir iktidar süreci yaşanıyorken, böyle bir süreç yakalanmışken, böyle de yapılmaz ki!


Yorum Yap