Siyasetin telaşı

  • İbrahim Uysal

    İbrahim Uysal Yazı Arşivi
    21 Kasım 2021 /   733 Okunma

    Siyasetin telaşı

     

    Bugüne kadar İnsan ile ilgili o kadar çok şey duymuş, okumuş ve görmüşsünüzdür ki, hepiniz insan uzmanı olmuşsunuzdur. Ama ne hikmetse, kendimizi bile doğru dürüst tanımazken, alemi tanımak gibi bir yönümüz vardır ki, sormayın gitsin.

    Hele bu spor, siyaset gibi ortaya atış serbest alanlarda ise ne lafın, ne de akıl hocalığı sözlerin sonu.

     

    Çocukken bile ayağına tesadüfen top çarpan, eline top değenler bile bu memlekette birer spor yorumcusu ya da spor üstadı havalarında ahkam keserler ki, kendine bile şaşıranlar çoktur.

     

    Hele bu siyaset ise, "ört ki ölem!.."

     

    Geçenlerde bir kamu kurumundan son zamanların "kamuda yükselme kriterlerine uygun" olarak yükselmiş ve sonrada fazla yükseldiği ve burada derin bir altın madeni kuyusu bulduğu için Amerika'lara bile gitmeye gerek görmemiş, sağ ayağı güçlü, ama sol kanat takımlarında oynayan birisinin bir kitabı elime geçti.

     

    Kamuda yönetici iken bir proje ve işin ön hazırlıklarını yaparken, "şu kaynaklardan, şu konularla ilgili şu kısımların fotokopilerini çek de bir dosya hazırla" dediğim sıradan bir çalışanımın bile yapabileceği şeylerle dolu olduğunu görünce, kitapçıda diğer yapıtlarına da baktım.

     

    Hani artık son dönemlerde pek moda olan "rapor yazma" ya da "fizibilite hazırlama" modasına uyup, sağdan soldan bulunup "kes, kopyala, yapıştır" yöntemleri ile raporlar hazırlayıp üstelik "okur yazarların bol olduğu" sol, sosyal demokrat partilere, belediyelere para ile satanları görünce artık her şeyden soğumaya başladım.

     

    İşin enteresan tarafı, bu ülkede sol, sosyal demokrat taraftan kamuda en üst düzey makamlarda kamu görevlisi olarak görev yapmış, kamu yönetimin duayene sayılan hocalar ile sohbet ederken benim bir saptamamı çok beğenmişler ve ara sıra konuşurken de neydi senin o sözün diye, hala bana takılırlar.

     

    Evet o saptamam, çok üzgünüm ki, bizim sol sosyal demokrat kanadın uzun yıllar kamuda özellikle de üst yönetimde etkili ve yetkili kadrolarının bulunmamasından dolayı, hısım akraba yakınlığı ile sağ düşünce ve felsefeye sahip kadrolar ile sol projeler üretme sevdası.

    Daha açık bir anlatımla, devleti tanımayan kanadın (ki devleti kuran felsefe ve kadroların devamı), tanımadığı devleti yönetmeye kalkışacak olması.

     

    Acaba hiç duymamışlar mıdır "el elin eşeğini türkü söyleyerek arar" denildiğini!..

    Evet, yönetim hatta siyasal devlet yönetimi tam bir iktidar ve çıkar gruplarının savaşıdır.

    Sol, sosyal demokrat kanat için öncelik geniş ezilen, yoksul ve çaresiz geniş halk kitleleri iken;

    Sağ ve dinci siyaseti araç olarak kullananlar ise, gizliden gizliye arkalarında olan sermaye ve dinci, tarikatçı, cemaatçilerin değirmenine su taşırlar.

     

    Tabi bu arada da, kovan kovan bedava ballar gelince de, "bal tutanın parmağını yalamasına" da göz yumulur!..

     

    Son günlerde halk ağzı ile, "zurnanın zırt dediği yer"e yaklaşıyoruz. Seçim öyle ya da böyle bir yılı aşan bir sürede ama zamanından önce yapılacak.

     

    O yüzden de, herkes eteğindeki taşları dökmeye başladı.

     

    Dikkatinize sunmak isterim. Bu ülkede 1950'lere kadar, ülkenin ekonomik, sosyal ve siyasal temel taşları konulmuş, oturtulmuş iken özellikle 1950'lerden sonra sağcı ve Amerikancı, işbirlikçi iktidarlarca bu taşlar yerlerinden oynatılmış;

    İdamlar ile alnına bir kara leke sürülmüş 1961'lerden sonraki, 12 Mart ile çanına ot tıkanmasına karşın 1973'lerden sonra ki, ve de en son 1989'lardan sonra ki sol, sosyal demokrat yönetimlerce ülkenin çivisi yerine çakılmaya çalışılmışsa da, kadrolarda dahil bir süreç düzgün analiz edilmediğinden, iktidarlar atın tepsiler üstünde, sağ iktidarlara, hükümetlere teslim edilmiştir.

     

    Yoksul, iyi niyetli, çalışkan ve dürüst halkımızın güvenleri, niteliksiz, yetersiz ve yeteneksiz siyasilerce hovardaca harcanmıştır.

    Burada siyasilerin öngörüsüzlüğü, kifayetsizliği elbette önemli bir etkendir ama, bunları alkışlayan, baş tacı yapan, pohpohlayan da ey sevgili halkım sensin.

     

    Gel de Nazım'ı burada anma:

    "Ve bu dünyada bu zulüm senin sayende sayende

    Ve açsak yorgunsak al kan içindeysek eğer

    Ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak

    Kabahat senin kabahat senin kabahat senin

    Demeye de dilim varmıyor ama

    Kabahatin çoğu senin canım kardeşim!.."

     

    Evet sevgili halkım, yine bir seçim sürecine girildi. Bugüne kadar sanal ortamda dahil ortalıkta görünmeyen, cebi para görmüşler, üç öğün vereceklerini kıçlarına takıp, yine ortalığa döküleceklerdir.

    Ve sen de bıkmadan, usanmadan ve yıllarca yaptığın gibi bir yıl sonra elim kırılsaydı diyeceğin partileri ve adayları seçeceksin.

    Bugünden daha sana ne diyeyim ki!..


Yorum Yap