Siyaseten soğuttunuz!

  • İbrahim Uysal

    İbrahim Uysal Yazı Arşivi
    27 Ocak 2021 /   880 Okunma

    Siyaseten soğuttunuz!

     Orta Okul öğrencisiyiz, ben sınıfın gürültüsünden dolayı nöbetçi öğretmenlerden konuşanları söylemediğim için dayak yiyecek Sınıf Başkanıyım. Sınıfımız da, Öğretmenler odasının yanı. Anlayın!..

    --Türkçe Öğretmenimiz Mahmut Akıncı bize, Fakir Baykurt, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Kemal Tahir, Victor Hugo gibi yazarların kitaplarını okutuyordu.

    --Elbette, ders arasında Aziz Nesin'in kısa öykülerini okuyup, gülmekten kırılıp, hocalardan malûm son ile ödüllendirildiğimiz de az olmuyordu. Hem de sınıf başkanı olarak.

    --Bir gün, Türkçe Öğretmenimiz Mahmut Hoca sınıfa çok başka bir tarzda girdi. Az gergin, heyecanlı ve bize, "Çocuklar" diye başlayıp, Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS)'ün aldığı karar ile, kendi özlük ve ekonomik haklarını almak için derslere girmeyeceklerini, dersleri "boykot edeceklerini" söyledi ve sınıftan bizim alkışlarımızla çıktı.

    --Gazeteci Nihat Cengiz Ağabeyimizden (ki, Nihan Cengiz, büyük-küçük herkesin, "ağabey" dediği bir kişiydi. Bize bir ağabey gibi davranırdı. O yüzden, o hep ağabey olarak kaldı) neden, Tercüman gazetesi alamıyoruz sitem ile de olsa, Yeni Ortam, Devrim, Cumhuriyet gazetelerini alır, sınıfta, okulda okurduk.

    --Siyaset ile ilk tanışmamız bu olmuştu. Her ne kadar Lise yılları hareketli de olsa, bizim "çete" güçlü olduğundan, bize kimse bir laf etmezdi. Ta ki sevgili Sait'in beni basketbol sahasında birleri ile sıkıştırmalarına kadar. O zaman da, köy delikanlısı olmanın faydası, attığım yumruk ile kaşı yarılınca ve bizim ekibe haber verilince Osman Manis "ağabey"im ve ekip anında damlamıştı.

    --Seksen öncesi, Elazığ, Antalya, Ankara'da ki Öğrencilik öyküleri ise başlı başına birer olay.

    --İtiraf edeyim ki, 12 Eylül 1980, Amerikalı amcaların "bizim oğlanlar" dedikleri paşalar bizi ezip geçselerde, o dönemlerde edindiğim siyasi bilinç, bilgi birikimi; sadece siyasi düşüncemi değil, kişiliğimi de olumlu, yapıcı yönde çok etkilemiştir.

    --O her ne kadar sevgili Haşim Barış, Çorumlu-Ankaralı olsa da Antalya'da, ben her ne kadar Antalyalı olsam da görev-iş gereği Ankara'da olsamda, Antalya'da eski günleri yad eder, güleriz.

    --Tesadüfen başladığım Bürokraside ise hep "çirkin ördek yavrusu" modunda idik.

    --Haydi sağ iktidarlar ve bakanlarını anlıyor ve bizler de sadece işimizi iyi yapmaya çalışıyorduk. İtiraf edeyim ki, bizim "solcu" bakanlardan görmediğimiz iş takdirini, onlardan görüyorduk.

    --Ha bizim "solcu" bakanlar ve ekibi mi?

    --Onlar, her şeyi "çok iyi bildiklerinden" cuk deyip, sol görünümlü, sol tanıdıklı sağcı bürokratların kucağına oturu veriyorlardı.

    --Sağcı dediğim Namık Kemal Zeybek, Erkan Mumcu her zaman işini iyi yapanlar için bir güvence olmuştu.

    --Bürokraside ilk sürgünümü ise, Akdenizde memleketimin komşusu bir ilin "solcu" bakanından yemiştim. Tabi, 6 ay sonra "akla-kara" anlaşılmıştı, geri görevime iade edilmiş idim ama ne fayda.

    --O yıllar Üniversitelere 2 yıllık yüksek okul olarak da giriliyor, daha sonra da 4 yıllık lisans tamalatılıyordu. Bizim Hacettepe de ise bir yıl da hazırlık ile beş yıl talim ediliyordu.

    --O Akdenizden komşu bakan, biz üniversitede solculuk yaparken, o dayı torpili ile akdenize arkadaş turları düzenlerdi.

    --Eeee dayınızın olması çok ama çok önemli.

    --Günümüzde de ahali gözünü açtı tabi, "Adamını bulursan bul. Adamını bulamazsan, madamını bul", mükemmel bir öykü.

    --Bizim Akdeniz ve Ege'nin Demirel dönemini saymazsak göller yöresinin profesyonel siyasilerinin çoğu enteresandır.

    --"Aman, kimsenin önü açılmasın", yoksa, siyasi istikbalimiz kararır, yok olur diye önleri tıkanması gerekenlerin önü, itina ile tıkanırdı.

    --Değerli Hemşehrim Sami Küçükbaşkan ve o dönemdeki Isparta Milletvekili Erkan Mumcular, benim için çalıştığım bakanlık için, müsteşar yardımcılığı teklifi götürdüler, o dönem Antalya milletvekili da olan adaşım Bakanımıza;

    --Annesinin kendisini çamaşır yıkayarak okuttuğu ile övünen, her sıkıştığında da bana mevzuat soran bir birim başkanı ikem, bakanlğın iki numaralı adamı olunca, bu günde, batı akdeniz kıyılarında otelleri olan zat-ı şahenelerince önüme taş duvarlar örülmülmüştü.

    --Eeee dürüst olmanın da bir bedeli vardı, bana da bakanlığın bir ve iki numarlarınca bu bedel ödetilmeliydi. Ödedik de!..

    --Gele gelelim, bu güne.

    --Ne değişti.

    --Bugün Antalya yerel yönetimlerinin bir numaralarına bir sorun bakalım, siyasetin ilk başından bu yana, ellerinden kimler tuttu. Bugün, pandemiden dolayı sosyal mesafelerine bir şey diyemem de, siyasal mesafeleri ne alemde.

    --Benim, siyasi yönden ülke yönetimi ve yöneticilerine eleştirim olabilir. Ama ülkenin de, ilin de yerel, genel, seçilmiş başkanlarını ve milletvekillerini alınlarından öpüyor ve alkışlıyorum.

    --Bir hedefleri vardı, sizlerin sayesinde de elde ettiler. İyi etmişler.

    --Ve sizlerin sayesinde de sürdürüyorlar.

    --Onların arık tuzu kuru, yaşamları garanti.

    --Eee peki, bu siyasilerin çoğunun günlük bazı şeylere iki kelam etmeleri, dışında; ülke, Antalya için şapkadan çıkardıkları bir tavşan var mı? Onu siz görün.

    --Eyyy güzel hemşehrilerim, "güzellik geçicidir, ama aptallık baki kalırmış". Ne oldu bu güzel memlekete?

    --Haydi aileden şanslıydınız. Kişisel olarak da şanslıydınız. Peki ya sizden sonrakiler, çoluğunuz, çocuğunuz dileyin ki kişisel başarılar elde etsinler; yoksa size muhtaç olurlar ise, "yandı gülüm keten helvası". Siz pek farkında değilsiniz ama.

    --Bu memlekette, bazı yöneticilerin ne hallere düştüğünü, yaşadığını siz eski başkanlara, milletvekillerine bir sorun bakalım, ne öyküler anlatılar, ne öyküler. Çevrenize de baksanız iyi olur.

    --Artık, seçmen olarak, yerel siyasi yöneticiler olarak kişileri siyasetten soğutuyorsunuz, bilmem farkında mısınız?


Yorum Yap