Çocuk oyuncağı bile olmayan siyaset

  • İbrahim Uysal

    İbrahim Uysal Yazı Arşivi
    13 Ekim 2020 /   898 Okunma

    Çocuk oyuncağı bile olmayan siyaset

    Bu yıl da artık bitiyor. Her ne kadar havalar yavaş yavaş soğusa da her ne kadar yağmurlar yağmasa da yağdığı yerlere gün ortası dolular bindirse de aylar, mevsimleri gibi yıl da göçünü sarıyor.

    --Hani Yıldırım Gürses'in o şarkısı gibi.

    --"yine mevsimler dönecek/ yine yapraklar düşecek/ giden gençliğimiz/ geri gelmeyecek!.. "

    --Dünyanın dört bir yanında ekonomik, sosyal ve siyasi sorunlar yetmezmiş gibi ülkeleri bir de COVID-19 sorunları sardı ki sormayın gitsin. Birbirine girmiş dünya, maskelenip, mesafeleniverdi!..

    --Yazılı tarih, Paleolitik Çağ'dan (Eski Taş Devri) başlayıp, Neolitik Çağ'a (Yeni Taş Devri) geçtiğimizi, oradan da Anadolu ve Mezopotamya’nın da içinde bulunduğu "Bereketli Hilal" denilen bölgede, Tarım Devrimi'ne MÖ 10.000-5000 yılları arasında geçtiğini, insanların düzenli bitki ve hayvan yetiştiriciliğine başladığını gösteriyor.

    --Bütün zamanlarda insanlar, her zaman güvenilir içme suyu kaynaklarına hep yakın olmuşlardır. O yüzden ilk Yerleşkeler MÖ 4.000'lerde İran'da, Mezopotamya'da, İndus Nehri Vadisi ve Nil Nehri kıyıları ile Çin'in nehirleri boyunca yerleşmişlerdir.

    --Çiftçilik gelişmiş, yetişen tarım ürünleri, mevsiminde depolanmaya başlanmıştır. Bu ise değiş-tokuş totemi ile olsa da ilk ticarete ve insanlar arasında iş bölümüne yol açmıştır.

    --Tarım ve ticaret, insanlar arasından üst sınıfların oluşmasına ve köylerin gelişip, şehirlere dönüşmesine yol açmıştır.

    --Üretimin artması, ticaretin başlaması ile insan toplumları arasında ilişki karmaşıklığı başlamış ve bu da muhasebe ve yazı sistemlerinin oluşmasına ve gelişmesine gerek duyulmuştur.

    --Hindistan ve Asya'nın baharat, yiyecek ve giyecekleri ile Afrika ve Avrupa'nın ham ya da işlenmiş maden ve metalleri kervanlar ve deniz yolu ile taşınmaya başlayınca özellikle Arabistan yarımadası önemli bir ticaret/değişim merkezi haline gelmiştir.

    --Uygarlıkların gelişmesiyle birlikte feodalizm, Antik Çağ'da (MS 500-1500) imparatorlukların yükselişi ve çöküşüne tanıklık etmiştir.

    --Kervan ve deniz aşırı ticaret yolları ile birlikte iletişim ve bilgi akışı yaygınlaşmıştır. 1800'lere gelindiğinde ise Aydınlanma Çağı ve Keşif Çağı yaşanıyor, bilgi ve teknoloji birikimi, Sanayi Devrimi’ni gerçekleştiriyordu.

    --Sanayi devrimi ile birlikte, feodalizm tasfiye oluyor ve MERKANTİLİZM denilen Ticari Kapitalizm ortalığı kolaçan ederken;

    --“Uzun Depresyon” denilen, 1873’te başlayıp 1896’ya kadar uzanan ve 1914 Birinci Dünya Savaşı’na neden olan kapitalizmin ilk krizini görüyoruz.

    --Kapitalizmin “Büyük Bunalım/Depresyon”uda denilen ikinci krizi ise, 1929 yılında başlayıp 1935'lere kadar sürüyor.

    --Feodalizmin tasfiyesi ile dünya sosyo-ekonomik üstünlüğünü eline alan Avrupa, ikinci Dünya/Paylaşım Savaşı ile elinde ki bu ekonomik üstünlüğünü Amerika'ya kaptırıyor ve;

    --O güne kadar Finans merkezi olan Londra yerine New York oluyordu. Bunun sonucunda da dünyadaki altın servetinin yarıya yakını Amerika'da toplanıveriyordu.

    --Amerika, biriken servet ile dünyaya hakimiyetini ilan ederken; 1917'de Çarlık Rusyası çöküyor ve EKİM DEVRİMİ ile dünya yepyeni bir sosyal ve ekonomik sistem ile SOSYALİZM ile tanışıyordu.

    --Kapitalizm kendi iç sorunlarını aşmak için dünya 1939-1945 arası bir savaş daha yaşatıyor;

    --Bu arada da Dünya ekonomisinin bunalımdan çıkışı için İngiliz iktisatçı John Maynard Keynes, devlet müdahalesini öneriyor;

    --Kapitalist dünya ülkeleri, ekonomiye DEVLET müdahalesi yapmak suretiyle ekonomilerini canlandırmaya çalışıyorlardı.

    --KAPİTALİZMİN 2008'den beri ülkemizi de etkileyen son krizi ise öncekilerden farklı olarak, üretim ve ticaretten çok FİNANS KAPİTALİN krizidir.

    --Küreselleşmeyi/Globalleşmeyi, bavulunu eline, torbasını sırtına alıp Avrupa’ya, Dünyaya gideceğini sanan halkımız da yepyeni bir ekonomik, sosyal ve sağlık sorunları krizini yaşıyordu.

    --"DEVLET DON MU YAPAR", diye dalga geçilerek devletin, milletin elinde neyi var neyi yok ise sessizce talan edilmiş, fabrikaları özelleştirme adı altında yok edilmiş, halk üretimden uzaklaştırılarak, tüketime ve "HİZMETÇİLİK" pardon, hizmet sektörüne yönlendirilmiştir.

    --Milenyum Çağı’nın ilk çeyreğinde, KORONA salgınında, fabrikaları olmadığı için, imam hatip okullarının her mahalleye açıldığı ülkede, sanat okulları MASKE ÜRETSİN çaresizliğine kadar geliniyordu.

    --Atı alan, pardon paraları (dolarları alan-nasıl olsa sizin $ ile işiniz yok diye) Üsküdar'ı geçince, özel sektörün mahirliği yerine yine gariban devlet, iş başına çağırılıyordu.

    --Dön babam dönelim, 1920-1940'lı yılların Türkiyesi ekonomisine. KARMA EKONOMİ. Hem Devlet hem de Özel sektör ülkenin gereksinimi olan her şeyi yaptığı gibi UÇAK İHRAÇ EDECEK kadar sanayileşiyordu.

    --Eeeee, o kadar halkın emeği, tasarrufu ile oluşan, yapılan fabrikalar, araziler, ormanlar, madenler nereye gitti?

    --Hazinenin "kıt gün" akçeleri?

    --Ben, bu iktidardakilere hiçbir şey demiyorum. Hatta alkışlıyorum. Az bile yaptınız diyorum. Da,

    --Bunu seçen ve hâlâ da davulunu çalan, çoluğum çocuğum "açım" diyen komşusunu duymayan, görmeyenlere ne diyeyim ki.

    -- Ağa ile marabanın hikayesi, hani demiş ya, "Ulan ağam, şehre giderken direksiyonda sen vardın, dönerken de. İyi de o zaman bu bokları neden yedik?"

    --Diyen olur mu sizce.

    --Hani bu günler ağzı olan SEÇİM SEÇİM demeye başladı da.

    --Haydi seçim oldu, sizler yine hangi "adamınız, yoksa madamınızı" seçmek için aramaya başlamadınız mı yoksa!..

    --Ağam, malları yola sal da sağa sola sıçsınlar ki, bir sonraki seçimde de lazım olacak. Bu kaçıncı ağa-maraba deneyimi ki?

     


Yorum Yap