Çiftçi kan ağlıyor

Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı Başkanı Özden Güngör, 14 Mayıs’ın tüm dünyada “Dünya Çiftçiler Günü” olarak kutlandığını ancak çiftçilerin artan sorunları nedeniyle günlerini buruk kutladığını söyledi. Güngör, çiftçinin alım gücünün, elde ettiği gelirin enflasyonun oldukça altında kalması nedeniyle gerilediğini hatırlatarak, “Açıkçası çiftçinin durumu hiç iyi değil. Çiftçi kan ağlıyor desek yeridir” diye konuştu.

Çiftçi kan ağlıyor

Çiftçi kan ağlıyor

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası(ZMO) Yönetim Kurulu Başkanı Özden Güngör, 1946 yılında kurulan Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonu'nun (IFAB) kuruluş günü olan 14 Mayıs günü tüm dünyada “Dünya Çiftçiler Günü” olarak kutlandığını ancak çiftçilerin her geçen gün artan sorunları nedeniyle günlerini buruk kutladığını söyledi.

ARTIK KAR EDEMİYOR

Güngör, şöyle konuştu: “Ülkemizin tarımsal üretiminde yaşanan sorunlara çözüm bulunmadan, bunlara her geçen gün yenilerinin eklenmesi, sorunları ithalatçı politikalarla çözmeye yönelik kolaycı yaklaşımların hız kesmeden devam etmesi, girdi fiyatlarının yüksekliği nedeni ile kar edemeyen çiftçilerimizin üretmekten vaz geçmesi son yıllarda gündemin değişmeyen konuları haline geldi. Son on beş yılda Belçika kadar tarım arazimiz bu nedenle boş kaldığı gibi, var olan tarım alanlarının amaç dışı kullanımına yönelik girişimler ise hız kesmeden devam ediyor. Tarım arazilerinin, meraların, zeytinliklerin amaç dışı kullanımına yönelik istisnalara yer veren yasa teklifleri Meclis gündeminden eksik olmuyor. Çiftçinin tarım desteklerinden yararlanabilmesi için Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı olması gerekiyor. Ancak, Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre ÇKS’ye kayıtlı çiftçi sayısı 2003 yılında 2,8 milyon iken, 2010 yılında 2,3 milyona ve 2017 yılında 2,1 milyona geriledi. Diğer bir deyişle, bu süre zarfında yaklaşık 700 bin çiftçi son derece yetersiz olan tarım desteğini bile almaktan vazgeçti.”

YETERLİ DESTEK ALAMIYOR

“2006 yılında çıkan Tarım Kanunu ile tarımsal desteklemeler için bütçeden ayrılacak kaynağın milli gelirin yüzde 1’inden az olamayacağı hükmü getirilmiş olmasına rağmen, bu destek bugüne kadar bu miktarın yarısı düzeyinde gerçekleşti. Yeterli tarımsal destek alamayan çiftçilerimiz bunun sonucu olarak banka kredilerine yönelmek durumunda kaldı. 2018 yılında tarıma sundukları kredinin yüzde 71’ini kamu bankaları, yüzde 19’unu yabancı bankalar, yüzde 10’unu yerli özel bankalar sağlamasına karşın, icra takibine düşen kredi miktarı kamu bankalarında yüzde 37, yabancı bankalarda yüzde 33 ve yerli özel bankalarda yüzde 30 oldu. Yerli özel ve yabancı bankalardan kredi kullanan çiftçiler daha büyük bir mağduriyet yaşadı.” 

MALİYETLER BİTİRDİ

Çiftçinin alım gücünün, elde ettiği gelirin enflasyonun oldukça altında kalması nedeniyle gerilediğini hatırlatan Güngör, “Yıllık enflasyonun oldukça üzerinde gerçekleşen döviz kurundaki artış tarımsal üretimi de olumsuz yönde etkiledi. Tarımsal üretimde kullanılan girdilerden mazotta neredeyse tamamen, tarım ilacı ve gübrede çok büyük oranda, özellikle sera tohumlarında önemli düzeyde yurtdışına bağımlı olunması nedeniyle döviz fiyatındaki en ufak bir artış çiftçinin üretim maliyetini önemli ölçüde artırmaktadır. Gübre fiyatlarındaki hızlı artış çiftçinin gübre kullanımını azalttı. 2017 yılında yaklaşık 5,4 milyon ton olan gübre ithalatı 2018 yılında 4,3 milyon tona geriledi. Tarımdaki kriz makine gücünü de yakından etkiledi. Yıllar itibarıyla sürekli artış gösteren traktör üretimi döviz kurundaki artışa ve çiftçinin alım gücündeki gerilemeye paralel olarak, 2017 yılında 72 bin iken, 2018 yılında 48 bine düştü. Açıkçası çiftçinin durumu hiç iyi değil. Çiftçi kan ağlıyor desek yeridir” dedi.

EN BÜYÜK SORUN PAZARLAMA

Üretim maliyetleri son derece yüksek olan ve finansal kriz içinde bulunan çiftçinin 2018 yılında en büyük problemlerinden birinin, hemen her yıl aynı şekilde yaşadığı pazarlama kanallarındaki sorunlar olduğunu vurgulayan Güngör, şöyle devam etti: “Önemli ürünler bazında çiftçinin eline geçen fiyat kimi ürünlerde enflasyonun altında kalırken, kimi ürünlerde ise geçen yılki fiyatları dahi yakalayamadı. Ortalama satış fiyatı bir önceki yıla göre buğdayda yüzde 5,5, mısırda yüzde 13,5, kuru fasulyede yüzde 13,1, ayçiçeğinde yüzde 10,9, şeker pancarında yüzde 5,3, tütünde yüzde 14,6, pamukta yüzde 13,3 artarken yüzde 20,3’lük enflasyonun oldukça gerisinde kaldı. Nohutta yüzde 10,9, kırmızı mercimekte yüzde 6,2 ve yeşil mercimekte ise yüzde 11,7 geriledi. Bir önceki yıl para etmeyen patateste yüzde 38,9 ve kuru soğanda ise yüzde 71,2 artış oldu.”

EMEĞİNİN KARŞILIĞI YOK!

“Üretmeye çalıştıkça borcu artan, emeğinin karşılığını bulamayan çiftçi alanı terk ettikçe tarımın istihdama olan katkısı da yıllar itibarıyla geriledi. 2010 yılında tarımın istihdamdaki payı yüzde 23,7 iken, 2018 yılında yüzde 18,4’e düştü. Tarımın milli gelire katkısı 2002 yılında yüzde 10,3’ten, 2010 yılında yüzde 9,0’a, 2015 yılında yüzde 6,9’a ve 2017 yılında yüzde 6,1’e kadar geriledi.” Kubilay ELDEMİRCİ

 

 

 

 

 

 


Yorum Yap