Özel Günler

Fincancı katırlarını ürkütme!

  • Aysel Bereke

    Aysel Bereke Yazı Arşivi
    8 Haziran 2021 /   419 Okunma

    Fincancı katırlarını ürkütme!

        Dilimiz Türkçe; atasözleri ve deyimleri bakımından çok zengin bir dildir. Bazen uzun uzun anlatılacak konuları, bir cümlede anlatırsınız.

        Büyüklerimiz de bizlere öğüt verirken, veciz atasözlerimiz ve deyimlerimizi kullanırlardı sıkça. Biz daha onlar; “ Leb derken, leblebiyi anlardık!” Mesela;

        Eğer bir arkadaşımızdan hoşlanmıyorlarsa;

        _ Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim!

        Deyimini patlatırlardı! Ona benzememizden korktuklarında da;

        _ Üzüm üzüme baka baka kararır. Derlerdi.

     

        Hayata dair felsefi düşüncelerini şu cümlelerle anlatırlardı bizlere;

        _ Denize düşen, yılana sarılır.

        _ Huylu huyundan vazgeçmez!

        _ Sakınan göze çöp batar!

        _ Besle kargayı, oysun gözünü!

        _ Büyük lokma ye, büyük söz söyleme!

        _ Gün doğmadan neler doğar.

        _ Keskin sirke, küpüne zarar.

        _ Öfkeyle kalkan, zararla oturur!

     

        Bazı atasözlerini ve deyimleri, sıkça duysak da, her zaman çok doğru gelmezdi bizlere.

     

        _ El için kendini yakma nara, yak çubuğunu bak sefana!

        _ Komşuda pişer, bize de düşer!

        _ Minareyi çalan, kılıfını hazırlar!

        _ Karda yürü, izini belli etme!

        _ Fincancı katırlarını ürkütme!

     

        Benim eskiden en çok merak ettiğim; “ Fincancı katırlarını ürkütmemek!” Konusuydu. Anlamını araştırdığınızda mealen şöyle bir tanımlaması var:

     

        “ Kızdırılmaması gereken güçlü kimselere zararı dokunacak, onların hoşuna gitmeyecek bir davranışta bulunmakmış! “ peki ama ya doğru bir şeyi söylüyorsam?” diye sormuştum çocukken. Büyüklerimden aldığım yanıt yine bir atasözüydü:

        _ Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar!”

     

        Gelin size “ Fincancı katırlarını ürkütmek” deyiminin öyküsünü anlatayım:

     

        “Nasreddin Hoca bir gün, yolunun üstündeki mezarlıktan geçiyormuş! Ayağı kaymış ve yeni kazılmış bir çukura düşmüş! Hemen kalkmış, üstü başı toz içinde olduğu için, üstündekileri çıkarmış. O sırada aklına birden bir fikir gelmiş! Hazır demiş, soyunmuşken çukurda yatayım, ölü taklidi yapıp bekleyeyim. Bakalım sorgu meleği geldiğinde ne soracak, öğreneyim. Ve çukura uzanmış beklemeye başlamış. Tam o sırada kulağına şangur şungur sesler gelince, kıyamet koptu sanıp, fırlamış mezardan. Meğer o sırada bir kervan geçmekteymiş oradan. Hoca mezardan fırlayınca, katırlar ürküp kaçmış, kırılmadık ne fincan kalmış, ne kase. Kervan sahipleri çok öfkelenmişler ellerine birer sopa alıp, koşmuşlar hocanın yanına:

        _ Bre sen kimsin? Burada ne işin var?

        _ Ben ölüyüm! Demiş hoca.

        _ Peki çukurun dışında ne işin var senin?

    _ Dünyayı seyre çıktım!

        Ötekilerin zaten öfkesi burnunda :

        _ Yaa öyle mi? Demişler.

        _ Biz sana dünyayı bir güzel seyrettirelim de gör!

        Sopalarla temiz bir dayak atmışlar ona. Hoca zar zor toplanıp da eve vardığında onu karşısında perperişan gören karısı şaşkınlıkla:

        _ Efendi, nerdeydin sen böyle? Diye sormuş.

        Hoca:

        _ Sorma hatun sorma, öteki dünyadan geliyorum. Demiş.

        Hocanın alay ettiğini sanan kadıncağız:

        _ Yaa öyle mi? Ne var ne yok oralarda? Diye sorunca, bir köşeye yığılıp kalan hoca cevap vermiş:

        _ “ Fincancı katırlarını ürkütmezsen” bir şey yok!

     

        Kimler ürkütür fincancı katırlarını?

        1_ Kaybedecek hiç bir şeyi kalmamış, gemileri yakmış, korku duvarını aşmış, Deli Dumrul misali, delice cesaret sahibi olanlarla,

        2_ Meraklı, araştırmacı, sorgulayan, dürüst ve gözükara insanlar.


Yorum Yap